WEB_ZEMIN_fıltre_ORJ_.jpg

“...[Şantiyede] işçisinden patronuna o zaman böyle bir erkek zorbalığına hep uğradım...”

“[Şantiyeye] giderken hiç kadın gibi gözükmemeye çalışıyordu, bütün kadınlar. Yani kadınlığını ön plana herhangi bir şey, makyaj işte kıyafet vs. minimumda herkes tutuyordu. ”

“Ben artık kadın işi, kadın işi yapmak istiyorum ve bu erkeklerin dünyasında olmak istemiyorum.”

“Böyle hep kaçıp hep başıma böyle şeyler geleceğini düşünecektim, büyük ihtimalle yani. Bunu çok sonradan fark ettim o yüzleşmenin bana kattığı şeyi ... İyi ki yapmışım.”

“...şimdi böyle taciz hikayeleri vesaireleri takip ederken şey çok garip geliyor ama ben de düşündüğüm zaman ilk gelen şey buydu. Acaba ben bir şey mi yaptım? Ben buna sebep olacak işte bu onu cesaretlendirecek, bir şey mi yaptım, suçlamasını ilk aklıma gelen şey çok enteresan bir şekilde buydu yani. Hala da kadınlarla ilgili böyle şeyler okurken nasıl böyle bir şey düşünebilirsin diye aslında dönüp o günkü kendime kızar şekilde kendimi buluyorum yani. Nasıl?”

“...bu beni çok birazcık iş ortamında sevimsiz birisi yapmış olabilir belki. Hani böyle baştan biraz böyle sert birisi gibi gözükmeye çalışıyorum, ilk başta. Ya da bazen gereksiz böyle tepkiler gösteriyorum. Böyle en ufak bir laubali tavra çok aniden tepki verebiliyorum filan. Böyle şeylere sebep oldu bende. Ya da kendime böyle bir galiba rol biçtim. Hani erkeklerin arasına girdiğimde işte şantiye sahasına girdiğimde ben artık böyle durmalıyım ki filan gibi böyle bende bir şeye sebep oldu.”

“Daha doğrusu erkeklerin hakim olduğu ve işte uygulama kısmında özellikle biraz kadınların çok da sözünün geçmediği biraz da ciddiye alınmadığı bir iş.”

“Kendimi ispatlamaya çalışıyorum bir takım erkeklere. İşte bu tedarikçi de olabilir bu arada. Bir işçi de olabilir veya işte bir patron da olabilir. ”

“...işimi yapmayı özellikle sahada olmayı sevdiğim için şöyle bir hayal kurmuştum. Şantiyede kadınlarla birlikte çalışsak ... Ne bileyim alçı işlerini mesela kadınlar kesinlikle daha güzel yapar. Boya işlerini kesinlikle daha güzel yaparlar ... kadınlarla çalışsak filan gibi düşmüştüm şantiyede.”

“Aslında beni kıran şey biraz bu oldu çünkü zaten erkeklerden her zaman böyle bir hamle bekliyoruz, ama yanında duran bir kadın olsun istiyorsun, o anda.”

“Aslında bugün geriye dönüp yine hani şu anki bilincimle aynı şeyleri yaşıyor olsaydım, biraz olaylara biraz yön verebilirdim diye düşünüyorum. O zaman biraz pasif kalıyordum. Çünkü cesaret pek yoktu. Biraz başka kadınları cesaretlendirecek şeyler yapardım.”

“...biraz daha böyle kısa bir etek giyince hemen aaa işte bu da işte "hafif kız" şeyi vardı ve bence o çok da değişmedi [Ankara’da].”

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

Görüşmeyi 18 Nisan 2020’de gerçekleştirdik. Pandeminin en yoğun günlerinden biriydi. Güneşli bir Cumartesi günü ama yine evdeyiz ve sokağa çıkma yasağı var. Skype üzerinden bağlantıyı sağladık. Bu çevrimiçi yaptığım ilk görüşme. 

 

Görüşmeci bej renkte bir kanepede oturuyordu. Arkasında beyaz bir duvar vardı. Diğer detaylar görünmüyor, çünkü bilgisayar kamerasının açısı arka planı  göstermiyordu. Büyük ölçüde görüşmeciyi görüyor ve duyuyordum. Tüm olumsuzluklarına rağmen uzaktan görüşme yapmak bana başka türlü bir şey de düşündürdü: Görüşmeci sanki bir fotoğrafçı ya da bir yönetmen gibiydi. Sınırları araştırmacı tarafından değil, araştırılan/görüşmeci tarafından belirlenmiş bir kadraj var. Araştırmacı ancak görüşmecinin izin verdiği ölçüde onu ve onun bağlamını görebiliyor. Kadrajın yukarısında, aşağısında, yan taraflarda ya da ekranın gerisinde neler, kimler, nasıl bir ortam olduğuna dair hiçbir fikrim yok ve öğrenmemin olanağı yok. Bu, bir anlamda, görüşmeciyi daha güçlü kılıyor olabilir; görüşmecinin kendini ifade etmesini daha kolay hale getiriyor olabilir. 

 

Görüşmeci, görüşme sırasında geçici olarak Ankara’da bulunuyordu. Pandemi nedeniyle Ankara’ya ailesinin yanına gelmiş. Üniversiteden mezun olduktan bir süre sonra İstanbul’a taşınmış, fakat inşaat şantiyelerinde çalışmak için farklı şehirlerde de bulunmuş. 

 

Bir kadın olarak çalıştığı tüm şantiyelerde erkek zorbalığına uğradığını anlattı.  Şantiyelerde çalışan kadınların, bu zorbalığı en aza indirgemek için çeşitli stratejiler geliştirdiğini öğrendim ondan. Özellikle “kadın gibi” görünmemeye, saçlarını olabilecek en sade şekilde yapmaya, makyaj yapmamaya özen gösterdiklerini, kıyafetlerini şantiyeye özel seçtiklerini ve özellikle “kötü” görünmeye çalıştıklarını dinledim. İşe gittiklerinde duvarlarda isimlerinin yanında küfürler ve cinsiyetçi şiddet ifadelerinin yazılı olduğunu görmenin sıradan, gündelik bir detay olduğunu anlıyorum. Şantiyedeki kadınlar başkasının doğrudan/görünür bir baskısı veya dışsal/açık bir yönergesi olmadan kendilerini, kıyafetlerini, davranışlarını denetlemek zorunda hissediyorlar. (Birçoğu çok tanıdık geliyor. Hayatımızın kendisi az ya da çok bir şantiye gibi sanki…) Ancak görüşmeci, tüm bu içselleştirilmiş öz-denetim çabasının yetmediğini, yine taciz ve şiddet ile karşıya karşıya kaldığını anlatıyor. Ve tacize sessiz kaldıkça kaçtığını, kaçtıkça suçluluk duyduğunu söylüyor, ta ki yüzleşinceye kadar... Yüzleşmenin onu ne kadar güçlendirdiğini anlatıyor.

 

Şantiyelerde bir kadın olarak sözünün dinlenmesi, ciddiye alınması için “sürekli bir takım erkeklere kendimi ispatlamam gerek” diyor. Bu erkekler patron da olabilir, tedarikçi de, işçi de... Şantiyelerde erkekliğin sınıfsal ayrışmaları gizlediğini; kadınlara, kadınlığa karşı benzer bir konum aldığını anlıyorum. Sırf bu yüzden özellikle erkeklerle karşılaşmalarda biraz daha katı görünmeye çalıştığını, bilgisinden sürekli emin olmaya uğraştığını, işyerinde -kendi ifadesiyle- nasıl sevimsiz biri olduğunu, olmak zorunda kaldığını anlatıyor.  

Anahtar Kelime / Tag / Index

Bu görüşmeyi referans vermek için DOI

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook