WEB_ZEMIN_fıltre_ORJ_.jpg

“... sevgilisiyle değil, bir arkadaşıyla hayat arkadaşı olmalı; insanlar ev arkadaşı olmalı. Beraber bir çocuk büyütebilirler, hatta çocuğu beraber yapabilirler...”

“Yalnız anne olmak hiç kolay bir şey değil.”

“...hayatımdaki en önemli şey… inanılmaz bir şey anne olmak ... mucize gibiydi ama arada benim nefes almak istediğim oluyor.”

“Kendi üstüme çok sorumluluk alıyorum, ben. Biraz daha bencil olmak lazım herhalde, olamıyorum...”

“Aşırı çalışıyorum; ben, hep aşırı çalışıyorum. O yüzden kendime vakit ayıramıyorum.”

“İşi ev gibi benimsediğimden dolayı hep orada yaşıyor olduğumdan dolayı belki de bilmiyorum ekibe çok bağlanıyorum.”

“... işte bu kızdan mı laf dinleyeceğiz biz. Küçük bir kız geldi de bize bir şey anlatıyor veya işte bu kadın ne biliyor ki biz 30 yıllık 20 yıllık şef aşçıyız...”

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

Bu görüşmeyi 30 Nisan Perşembe günü çevrimiçi olarak gerçekleştirdik. Ben İzmir’de, görüşmeci İstanbul’da idi. Artık çevrimiçi görüşmelere alıştığımı fark ediyorum. 

Görüşmeci ile telefonda tanışıp birkaç kez yazıştık ve görüşme gününe karar verdik. Bağlantıyı kurduğumuzda ben yine çalışma masamdayım. O iş yerinden –bir kafesi var- bağlanıyor. Arkadan duvarları ve duvardaki aksesuarların bir kısmını görebiliyorum. Kafeler, restoranlar pandemi nedeniyle kapalı. Bu yüzden kafede hiç kimse yok, rahatlıkla konuşabiliyoruz. Görüşme sırasında evimin penceresinden pandemi dönemi sayısı artan seyyar satıcıların sesi geliyor. Kayda giriyorlar. 

Aile denince aklına annesinin ve ablasının geldiğini söylüyor. Babasını en son 7 yaşında görmüş olmasına rağmen hatırlamıyor. 20 yaşında annesinin evinden ayrılmış ve sürekli çalışmış. Çalışmayı, işini çok sevdiğini sıklıkla vurguluyor. Bir çok işletmede ücretli olarak çalışmış. Birçok kafeyi, restoranı işletmiş. İşini evi gibi benimsediğini söylüyor. Özellikle bu cümle, kadınların işle kurdukları ilişki ile ilgili bir kez daha düşünmeme neden oluyor. Doğum yaptıktan bir gün sonra çalışmaya başlamış ve hiç ara vermemiş. Hayatındaki her iş deneyimini neşeli ve heyecanlı bir ses tonuyla anlatıyor. Konu işten çıkarılma, borçlar, işlettiği ama umduğu gibi yürütemediği mekanlar olsa bile sesindeki enerji hiç düşmüyor. Hep hızlı ve heyecanlı konuşuyor. Denemekten hiç çekinmediğini, hiç vazgeçmediğini anlıyorum. Bir şey olmuyorsa başka bir şey; o da olmadıysa başka bir şey... Hep olumlu düşündüğünü, koşullara kolaylıkla adapte olabildiğini belirtiyor. Borç mu var, ödenir; işsiz mi kalındı, iş bulunur; çocuk mu oldu, bakılır, diyor. 

Hamile olduğunu öğrenince kendisi, sevgilisi, annesi, kardeşi çok sevinmişler. Ama sevgilisi ile biteceğini öngördüğü bir ilişki yaşadığından evlenmek istememiş ve hamileliği sırasında ayrılmışlar. Nüfus Müdürlüğü’ne, evlenmemiş bir anne-babanın, çocuğun hayatında ne değiştireceğini sorduklarını anlatıyor. Evlenmediğine hiç pişman olmadığını söylüyor, çünkü “evliliğe inanmıyorum; tek eşliliğe inanmıyorum”, diyor. Aile olmayı çok istediğini ama çok sevdiği bir arkadaşıyla hayat arkadaşı olmayı istediğini söylüyor. Görüşmeci için insanlar sevgilileri ile değil arkadaşlarıyla ev arkadaşı, hayat arkadaşı olmalı. Ve çocuklarını beraber yapsınlar veya yapmasınlar, beraber büyütebilmeli. Görüşme sırasında bu hikâyenin, “başka türlü bir aile” hayali kuran ve bu hayalin olanaklarını kendi hayatında yaratmaya çalışan bir kadının hikayesi olduğunu düşünüyorum. 

Hem bireysel hem de kolektif olarak şiddet hayatımızın, günlük yaşamımızın ilk gündemi olmuş durumda. Sürekli kadına yönelik şiddeti tartışmak ve buna karşı mücadele etmek zorunda bırakılıyoruz. “Nasıl hayatta kalacağız?” sorusu, “nasıl bir hayat istiyoruz?” sorusunu hep gölgede bırakıyor. Görüşmeciyi dinlerken hayal etmeyi ertelediğimizi bir kez daha fark ediyorum. 

Anahtar Kelime / Tag / Index

Bu görüşmeyi referans vermek için DOI

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook