WEB_ZEMIN_fıltre_ORJ_.jpg

“Kız çocuk olarak doğuyorsun ve kim bilir neler yaşıyorsun!”

“Sözel şiddete uğruyoruz mesela özellikle erkek hastalardan.”

“Aile içi mesele gibi görmüyorum ben.”

“Kimsesiz hissettim kendimi bir dönem, çok”.

“Yalnız bekar bir kadınsan etraftaki insanların gözü oluyor, seni takip etmeyi seviyorlar.”

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

Yağmurlu bir haftaiçi akşamı. İnsanlar işlerinden evlerine dönüyor, sokaklar kalabalık. Görüşmecinin evini bulmakta biraz zorlanıyorum. Üst üste birkaç telefon görüşmesi ve yeniden konum bilgisi aldıktan sonra evi nihayet bulabildim. Çok sıcak karşıladı beni. Kedileri biraz utangaç, eve gelen yabancıya uzaktan bakıyorlar. İçeriden hoş ve dingin bir müzik sesi geliyor. İşten eve geleli henüz yarım saat olmuş ama bana bir sofra hazırlama telaşında. Utanıyorum. “Dur,  yapma, zahmet etme lütfen, yorgunsun zaten” diyorum, dinlemiyor beni. “Sohbetin yanında güzel gider” diyor.  Buzdolabından önceden hazırladığı, bazılarını haşladığı sebzeleri çıkarıyor, zeytinyağı ve limon ekliyor. 10 dakikada harika bir sofraya oturuyoruz. Kırmızı mercimekten ekmek yapmayı denemiş yenilerde, bana da tattırıyor. Her şey çok sağlıklı ve leziz. Sağlıklı beslenmeye özen gösteriyor. Beraber yemek yerken sohbet ediyoruz. Kendi hayatlarımızdan konuşuyoruz ve araştırmadan bahsediyorum. Çok fazla anlatacak bir şeyi olmadığını söylüyor. Onun hikâyesini merak ettiğimi söylüyorum. Aslında hepimizin anlatacak çok şeyi var, diyorum. Bu sırada fonda arka arkaya Tülay German, Metin-Kemal Kahraman, İnce Saz çalıyor, bir taraftan da çaylarımızı yudumluyoruz. İkimiz de hardal sarısı, rahat, geniş bir kanepede oturuyoruz. Tam karşımda raflarından kitap taşan bir kitaplık var, oturduğum kanepenin arkasında da duvara monte edilmiş bir kitap rafı. Sosyal kuram, ekonomi politik ve evrim ilgili kitaplar dikkatimi çekiyor. Edebiyat da var. Müziği kapatmak için bilgisayara yöneliyor. Ben “kalsın, bize eşlik etsin” diyorum. O sırada daha önce duyduğum ama kimin olduğunu bilmediğim İranlı bir şarkı çalıyor. Başlarken, kedileri sürekli ayağıma dolanıyorlar, hatta bir tanesi ses kayıt cihazının üstüne oturuyor. Bir süre onlarla ilgileniyoruz. Özellikle cihazın üstüne oturanın çok fazla ilgi istediğinden gülerek şikayet ediyor. Görüşme boyunca üzerimize zıplamaya, ayaklarımıza dolanmaya devam edecekler. Başlıyoruz.

 

Görüşmeye çocukluk yıllarından, bir göç hikâyesi ve beraberinde gelen ayrımcılıkla başlıyoruz. Sonradan anlıyorum ki bu sadece bir çocukluk anısı değil. Yaşamının her döneminde üniversitede, iş yaşamında bunu deneyimlediğini aktarıyor. Anlattığı şeyler, aynı zamanda göç ettikleri yerde, çocuklarını gelecekte uğramaları muhtemel ayrımcılık biçimlerinden korumak için hafızalarını çocuklarına aktarmaktan imtina eden bir kuşağın hikâyesine de değiyor. Görüşmeci kim olduğunu çok sonradan fark ettiğini anlatıyor. 

 

Bu hikâye, aynı zamanda bir kadının yaşamının farklı anlarında şiddetle türlü biçimlerde temas etmek zorunda kaldığını anlatıyor. Şiddete uğrayan tarafta olmanın yanı sıra, üçüncü bir tarafın varlığını, şiddete tanıklık eden tarafı, hatırlatıyor. Bugünden geçmişe bakınca hanede, sokakta ve özellikle işyerinde şiddete tanıklığın onda nasıl izler bıraktığını ve nasıl refleksler geliştirdiğini aktarıyor.

 

5 Mart 2020 

Esra Dabağcı

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook