WEB_ZEMIN_fıltre_ORJ_.jpg

“Kadınlar yazmaya korkuyor ve onların teşvik edilmeye ihtiyacı var.”

“Şehrin içinde de dolaşmayı çok severdim, bunun bir tehlikesi yoktu o zamanlar.”

“Sonradan tabii öğreniyorum, flanörlük erkeklere dair bir şey.”

“Oğuz Atay’ı keşfettik…Türkiye’nin üniversite öğrencileri olarak, bir anda bir Oğuz Atay … çarptı bizi.”

“Hiyerarşinin olmadığı ve sadece kadınların olduğu bir yerde, nasıl verimli konuşmaların yapıldığını, yapılabileceğini ben ilk defa orada gördüm.”

“İstanbul Ankara’dan sonra bir tuhaf geldi bana … Ankara’dan sonra hiç güven vermiyor burası.”

“…içine aldıklarınız kadar dışarıda bıraktıklarınızla da bir şey söylüyorsunuz.”

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

Neslihan Cangöz. Niğde doğumlu, çocukluk ve ilkgençlik yılları ağırlıkla Adana’da geçmiş. İki çocuklu bir ailenin çocuğu. Babaları her iki kızının da okumasını isteyen, yol açan, teşvik eden bir baba, babasını Cumhuriyet kuşağı olarak tarif ediyor. Okumayı ve edebiyatı çocukluğundan beri hep çok sevmiş. Bir de sokaklarda yürümeyi. Tam anlamıyla bir flanöz.

Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde geçen öğrencilik yılları 12 Eylül 1980 darbesinin hemen ardından başlayan bir politik iklime denk düşüyor. Somut dergisi, ardından Perşembe grubu okuma ve tartışmaları etrafında lise yıllarından beri edindiği politik bilinci feminizme evriliyor. Feminist bilinç yükseltme toplantıları da o dönemlere denk düşüyor ve Ankara’da oldukça yoğun bir okuma ve tartışma ortamında oluyor hep. Dostları ve arkadaşları da kendisiyle aynı çizgideki pek çok kadından oluşuyor. Bu süreçleri bugünden o günlere bakarak ve çeşitli kişi ve anekdotlarla bezeyerek anlatıyor. 

ABD’de yüksek lisans esnasında anne oluyor. Bu sırada da uzakta ve yalnız olmanın handikaplarının da üstesinden de kadın dostluğu ve dayanışması ile geldiğini anlatıyor. Bugün her ikisi de feminist olan iki genç kadının annesi. Kızlarının pek çok kavram setinde, queer kavramlarda vs, ikinci dalga feminist olarak tanımladığı kendisini aydınlattığını, günümüzde tuttuğunu yine o esprili diliyle anlatıyor.

2000 yılından itibaren İstanbul’da yaşıyorlar ve İstanbul’u özellikle Ankara’nın insan ilişkilerinin sıcaklığı ve teklifsizliğinden sonra biraz yadırgatıcı kendi deyimiyle tuhaf buluyor. 

Üniversiteden hemen sonra çalışmaya başlıyor ve erken emekli oluyor. Erken emekliliği tercih etmesinin nedeni çocukluk ve ilkgençlik’ten bugüne dek en büyük tutkusu olan edebiyatı hayatının bir parçası haline getirebilmek. Karşılaştırmalı Edebiyat yüksek lisansına başlıyor ve o günden bugüne edebiyat ve özellikle kadın edebiyatı çalışıyor. Ayizi kadınlarından biri olarak Ayizi yayınevinde yayın kurulunda ve editor olarak çalışıyor. Kadınların yazması, yazma cesareti üzerine çok önemli noktalara değindi. Bu deneyimin bir parçası olarak, olduğu yerden süreci bizlerle paylaştı. Bu deneyimden süzülen ve bizlerle de paylaştığı bilgi çok net. 

Çok güzel gülüyor. Tok ve içten bir kahkaha ile gülüşü çok sıcak. Çok sarmalayıcı. Yer yer gözler dolsa da genellikle anekdotlar ve iyicil değerlendirmelerle dolu olan sohbet keyifli ve ufuk açıcıydı.

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook