“Yapmayı istediğim tiyatronun peşinden gitmeye çalıştım, teorik anlamda da, teknik anlamda da. Ama hep çok zordu.”

“Gücüm azalınca mutlaka beni güçlendiren de kadınlar aslında.”

“Evde hep şeyi hatırlıyorum. Beş tane kız olmanın getirdiği bir şey var. Hep böyle babamın erkek istiyor olmasının, böyle bir tepedeki şeyi, bir hissiyatı.”

“Tiyatroyla tanışmak, üniversiteye geldiğimde, bayağı böyle hayatımın dönüm noktasıydı, üniversiteye girmek değil de…”

“Sürekli sözünü dinletmeye alışmış bir güruh var ve sen o güruhun içinde kendi dilini konuşmaya çalışıyorsun. O dili konuşmaya konuşmaya unutmaya başlayacaksın neredeyse. 

“Hani bir erkeğin hikâyesi anlatılamayacak diye bir şey yok, ama bunu nasıl dişil bir dille anlatırsın…”

“Bu ülkeye ait hissetmiyorum kendimi ya da başka bir ülkeye. Mesela Almanya’ya gittiğimde… orayı da övemiyorum o kadar, burayı da yeremiyorum o kadar.”

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

1981 Almanya doğumlu. Oyuncu ve yönetmen. Pandemi sonrası Temmuz ayından itibaren İzmir/Urla’da yaşamaya başlamış. Bu yeni yaşama mekânı onun açısından hem maddi hem manevi bir inziva anlamına geliyor. İzmir’deki bu yeni yerleşiklik az insan, az sosyalleşme ve çokça doğada olma, okuma, yazma ve düşünme imkanı sağlamış.

5 kız çocuğunun en küçüğü. Bu durum, daha çok ebeveynleri dışından gelen babasının erkek çocuk ararken beş kız evladının olduğu yönündeki bir söylen, onda ve elbette diğer kızkardeşlerinde de erkek ol(ma)mak baskısını hissettirmiş. Ablalarının ve kendisinin özellikle çocuklukta erkek gibi olduklarını anımsıyor. Oyunlarda ve okulda akranlarıyla ilişkilerinde. Ablaların oldukça muhafazakâr olan aileyle giriştikleri mücadeledeki kazanımları en küçük olan kendisine de yansıyor ve mesela bu şekilde örtünme baskısı görmüyor, bir başka şehirde, İstanbul’da kazandığı üniversiteye sorun çıkmaksızın okumaya gelebiliyor. 

Lise yıllarında kuzeni ve eşi sayesinde politikleşiyor. Onlarla okuyup tartışıyor, çünkü çekirdek aile ortamı onun için yeterli değil. Şehir ve Bölge Planlama’yı kazanıyor. İstanbula geliyor. Son derece idealist olarak başladığı bu bölümde de aidiyet hissetmiyor. Üniversitenin tiyatro kulübünde başladığı tiyatro ve okuduğu bölüm arasında çokça gel-git yaşıyor. Tiyatro kendini ait hissettiği alan ancak okuldan da kopamıyor. Bunda tiyatro ve oyunculuğun bu ülkede gelecek vaad etmeyen alanlar olarak görülmesinin yanı sıra tiyatro yapmaya başladığı kulüp ve özel tiyatro çevresinin eril dili ve tahakkümü de bir etken. Kadın oyuncuların belli bir dile ve rol çerçevesine hapsedilmesine, kadın karakterlere oyun yazılmamasına, alanın çok ‘erk’ek olmasına o günlerden beri muhalif olduğunu görüyoruz.

Daha sonra kararını veriyor. Oyunculuk yüksek lisansına başlıyor. Erasmusla Almanya’ya (dilini bilmediği o doğduğu yere) gidiyor. Bir oyuncu seçmesi aracılığıyla tanıştığı ve hâlâ birlikte iş üretmeye devam ettiği bir grupla kendini ifade edebileceği bir alan açıyor. Daha sonra para kazanabilmek için dizi ve reklamlarda oynuyor ancak oyunculuk çizgisi, bu yıllar içinde yönetmenliğe ve oyun yazarlığına doğru genişliyor. 

Bugün kendi kurduğu kumpanyasında bağımsız oyuncu, yazar ve yönetmen olarak devam ediyor. 

Ancak pandemi koşullarının bu alanlara olumsuz etkisini şu son bir yıldır direk deneyimliyor.

Anlatısında Sulukule’nin soylulaştırılmasından Gezi’ye, 2015 seçimlerinden pandemiye son 20 yılın pek çok dönemecinin izleri var. 

Kadın dilini, queer bakış açısını performans alanına yansıtmak, genç kuşak kadın oyunculara alan açabilmek, hem bugününün çabası ve hem de gelecek projeksiyonu olarak hikâyesinde öne çıkıyor.

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook