WEB_ZEMIN_fıltre_ORJ_.jpg

“Kocam bizi buraya getirdi, ondan sonra da terk etti gitti.”

“Sanki ben kuma olarak o görümcemin üstüne gelmiştim, o kadar bana çektirdi.”

“Dedi kapının bu tarafından o tarafına çıksan seni öldürürüm, dışarı çıkmayacaksın. Çıksam da zaten ben bilmiyorum, nereye gidecem ben.”

“Ev bohça değil ki koluma takayım, oraya buraya gideyim geleyim.”

 “Hayallerim..bi evimiz olsaydi, bi işimiz olsaydi. Bu adamdan artık boşanacaktım. Evim olsaydı, bi geleceğim olsaydı boşanacaktım.”

 “İçkisi yok, kumarı yok, sigarası yok ama ne benim derdimi dinliyordu ne kendi derdini bana anlatıyordu. Ben varım yokum, hiç umrunda değildi.”

 “İşim televizyondur, başka ne yapabilirim. Yemektir, temizliktir, bir de televizyondur.”

“Bizim zamanımızda köyde terör olayları falan çıkmıştı. O zaman öğretmenler fazla gelmiyor diye okumadım.”

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

48 yaşında, okumaz-yazmaz, Ankara’ya Kürt illerinden birinden göç etmişler ailece. 4 çocuğu var. Ankara’ya göç ettikten sonra kocası terk edip gitmiş. Resmi olarak evli. 

17 Haziran 2020 günü yüz yüze görüşme yaptım. Kendi evinde görüşme yapmayı kabul etti. Kentsel dönüşümle birlikte gecekonduların yerine binaların dikildiği bir mahallede yaşıyor. Bildiğim bir mahalle olduğu için evi bulmakta zorlanmadım. Ev, yüksek bir binanın giriş katında ve kapıcı dairesi olarak geçiyor. Ancak salonun bir tarafındaki cam kapının binanın bahçesine açılması, müstakil bahçeli bir evdeymişsin hissi veriyor. Bahçe neredeyse sadece o evde yaşayanlara ait gibi, onların kullandığı bir alanmış yani. Eve girince büyük bir daire gibi görünüyor. Hâlbuki diğer dairelerden kırpılarak bir kapıcı dairesi gibi oluşturulduğunu anlıyorum evi gezdirince. İki küçücük oda, küçük bir mutfak. Yine de salon oldukça ferah, bahçeye açıldığı için. Eve gidişim, akşam saatlerine doğru. Henüz kararmamıştı hava. Ancak görüşme devam ederken hava karardı. Yine de görüşmeci ışıkları yakmadı. Sonrasında anlıyorum ki bu, tasarruf için yapılan bir şey. Belli ki epey karanlık olana kadar ışıkları yakmıyorlar. İki küçük odada lamba da yok. Sürekli patladığı için yenisini takmadığını söylüyor. Ezcümle, yoksullukla başa çıkabilmek için en asgari tüketimle yaşamlarını idame ettirmeye çalıştıklarını anlıyorum. Belediyeden ekmek ve gıda yardımı alıyor. 

Çocuklarını benle tanıştırmak için içerideki odadan çağırdı. Hepsi sıra sıra dizildiler karşımda –hoşgeldiniz diyerek. Utandım o anda. Hani annenin öğrettiği “büyüklere saygıdan” dolayı öyle yaptıklarını biliyorum da yine de utandırdı bu beni. Yoksullukla birleşince bu, daha kötü geliyor insana. 

Hikâyede, çocukluk, ilk gençlik, gençlik gibi dönemler çok çabuk geçiliyor. Adeta çocukluktan doğrudan anne-eş rolüne, zamanına geçen bir kadın vardı karşımda. O bildik dönemler, erkenden evlenen, eğitimsiz, alt sınıftan kadınlar açısından yok hükmünde yaşanıyor –tıpkı bu hikâyede olduğu gibi.

Görüşmecinin evine gittiğimde görüşme öncesi anlattıkları ve ara verdiğimizde yine uzun uzun anlattıkları kayıtta yok maalesef. Hikâyesinin kendisine saklayacağı, paylaşmak istemediği tarafları çok fazlaydı. Görüşme esnasında da rahat olmayan hali ses kaydı yapmadığım aralardaki sohbet esnasında değişiyor, rahatlıyor ve uzun uzun anlatıyordu hikâyesini. Bu nedenle bu hikâyenin anlatılmayanlar kısmı hikâyesini daha çok anlatıyor ve esasında hikâyeyi dinleyen bizler açısından da anlamını “söylenmeyenler” üzerinden kuruyor. 

Sohbet esnasında çocukların odaya girmesinden, çay servisinden dolayı görüşmede boşlukların olduğunu ya da farklı konulara birden geçiş yapıldığını eklemeliyim. 

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook