WEB_ZEMIN_fıltre_ORJ_.jpg

“Cinsiyet algımın ne kadar bozuk olduğunu 30 yaşımdan sonra öğrendim, kadın olduğumu 30 yaşımdan sonra fark ettim.”

“Örgütlendim ben 17 yaşında..sevgili yasak. E deliriyosun, o da sana deliriyo ama yasak. Uzun süre gizli saklı devam ettik.” 

“18 yaşında ben evi terk ettim ve 10 yıl hiç görmedim ailemi.”

“İşte de defalarca sürüldüm. Hatta ben Alevi değilim ama bi kere de Aleviyim diye sürüldüm.” 

“Küçücük çocukluktan itibaren yıllarca bulunduğun yer sana sürekli bunu öğretiyor: ya erkeksin ya cinsiyetsizsin; kadın yok.”

“Benim için dünyada en sevdiğim yer annelik sanki. Çok çok seviyorum anneliği.” 

“2000’ler sonrası kadınların daha fazla öğrendiği, geliştiği, kadın olmak üzerine kafa yorduğu bir dönem. Aynı zamanda sistemden kaynaklı bir sürü gericiliğin, zulmün, baskının arttığı da bir dönem.” 

“Çok korkuyorum, eskiden korkmazdım. Otobüsle gidip geldiğim halde korkmazdım. Şimdi arabamın içinde bile çok korkuyorum.” 

“Toplumsal bir cinnet durumu var ve bu cinneti de kadınlara karşı örgütleyen bir sistem var. Hukuk yok, karşılığında bişey olmayacağını biliyosun. İşte o yüzden özsavunma haktır.” 

“Hastalandığımda ya da yorgunum dediğimde kimse çalıştığım işten ya da evde yaptığım işlerden dolayı yorulduğumu düşünmeyip ‘e tabi ordan oraya koşturuyosun, müzik grubuna, toplantıya falan gidiyosun’ diyolar.”

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

1976 Ankara doğumlu. Memur çocuğu. 4 kardeşler. 2 oğlu var. Hemşire. Aynı zamanda müzisyen. Anne-baba memur olduğu için sürekli tayin ve okul-ev değişikliği yaşamış. Bu nedenle sonrasında da değişken ve dinamik olanı daha çok sevdiğini söylüyor. Liseyi yatılı bir kolejde okuması hayatı açısından bir dönüm noktası olmuş. Hayatının bu kesitini “korkunç bir süreç” ve “hayatımın en kötü yılları” olarak ifade ediyor. Politikleşme süreci kendi deyişiyle “tesadüfen” başlıyor ancak hiç bitmeyen ve yeni deneyimler yaşanan bir süreç oluyor sonrasında. Müziğe, dansa, tiyatroya hep ilgisi olan biri. Hikâyede sanat oldukça öne çıkıyor ancak hemşire olması nedeniyle de zorunlu olarak zaman zaman arka plana itilmiş durumda. Kaldı ki sağlık çalışanı bir kadın olarak müzikle ilgilenmesi oldukça tali bir deneyim olarak görülüyor bir yandan ve kendi hayatının asıl tamamlayıcılarından biri olduğu ıskalanıyor. 

Hikâyede, eski Ankara da var: Gençlik Parkı, sinemalar, çay bahçeleri, eski dolmuş durakları, gazinolar, eski Sakarya Caddesi, Karanfil, bit pazarı, at pazarı...

17 yaşında ilk gözaltı deneyimini yaşıyor. Bu deneyim onu korkutmamış, aksine daha fazla politik bir sürecin içine girmiş. 19 Aralık süreci kendisi açısından başka bir dönüm noktası ve kendini en çaresiz hissettiği zamanlardan biri. O dönem işten uzaklaştırma cezası alıyor. 99 Düzce depreminde Düzce’de 3 ay kalıyor gönüllü olarak. Bu süreç yine başka bir kırılma noktası oluyor hayatında. 

Örgütlü olmanın güçlendirici ancak bir yandan hayatındaki olumsuz etkilerini dinliyoruz. En çok da kadın olmakla ilgili yaşadığı sıkıntılar ve hakim erkek egemen kültür öne çıkıyor hikâyede. Üniversite yılları örgütlü olmanın verdiği sorumlulukların gölgesinde kalmış görünüyor. 

İlk aşklar, evlilik hikâyesi, beraberliğin zorlukları ve güzellikleri anlatılıyor hikâyede. Özellikle anne olma deneyimi büyük sevgiyle ve coşkuyla ifade ediliyor ve sanki hayatında özel bir yer ayrılmış oraya. 

Bu ülkede muhalif bir sağlık emekçisi olmanın zorlukları da ayrıca hikâyenin dikkat çeken bölümlerinden biri. Özellikle salgın koşullarında sağlık alanında çalışmanın zorlukları, sıkıntıları oldukça ağır. Hemşire olduğu için salgın zamanı çocuklar için bakıcı bulmakta zorlanıyor ve çocukları annesi ile bırakmak durumunda kalıyor. 

Hikâye hem bir hemşire hem de müzisyen olan bir kadının hikâyesi. Ve asıl düğüm noktasının burda olduğunu hissettim görüşme boyunca söylenenlerden. Eşzamanlı hemşire ve müzisyen olma deneyiminin kabul edilemediği bir kadının hikâyesi..müziğin hep tali göründüğü ve asıl yorgunluğun buna bağlandığı..oysa hayatta zevk alınan nadir şeylerden birisi müzik ve aynı zamanda bu hikâyenin yoksayılanı:“Hayattan zevk aldığım o kadar az şey var ki zaten. Bunlardan biri de müzik. Ama kimse benim 9 saat tek ayak üstünde hemşirelik yaptığımı..koşarak eve gelip çocukların ödevini yap, etrafı topla, yemek yap falan..hani ondan yorulduğumu düşünmüyor. Haftada bir ya da ayda bir müzik grubunun çalışmasına gidiyorum. ‘E tabi zor yetişiyorsun sen de’ falan oluyor.” 

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook