“Saf, temiz aşk o zaman vardı hani. Şu anda yok. Görmüyorum, olabileceğine bile inanmıyorum artık.” 

“Beyaz yakalı olmadığım için mecbur ben kendi kendime her şeyi öğrendim.”

“Sanayide, siteler gibi yerlerde çalışıyorsan mesela çay işi hep sana kalır...hani evde içse oraya koysa karısıyla belki kavga edecek ama sen olduğun zaman onu oraya içip koyuyo.” 

“Bir işyerinde her zaman şey var..bi şeyi ele geçirdiği zaman kadın da kurt oluyor ve kadın kadını daha çok eziyor. Bunu her zaman deneyimlemişimdir.” 

“(İşyerinde) Bazı şeyleri tolere edemezsen yani bir erkek gibi, hani o gözle bakamazsan hep zorlanırsın, sonra oturur hüngür hüngür ağlarsın.” 

“Çalıştığın insanlar, o işi yapan, hani arabayı tamir eden işçide zaten seviye eksinin eksisi. Tamam bir emek veriyorlar ama gerçekten de bak, insanlıktan da nasibini bir çoğu almamış.” 

“Özellikle sanayi bölgelerinde bir işçiye para veriyorsan onun etinden, sütünden yani herşeyinden faydalanırım mantığı çok. Hani geçmişte de vardı ama bu kadar değildi.” 

“Bekar ve çocuksuz olmak işverenlerin daha çok tercih ettiği bişey. Çünkü ona sorun çıkaracak, izin mizin gibi şeylere ihtiyaç olmayacak bi konumun oluyor. Bi nevi erkek gibi oluyosun.”

“(Sanayi’de) Herhangi birisine sor, feminizm de. Suratına güler. Güler yani. Hahaa..sanki geyik muhabbeti yapıyosun. Bakış açısı bu...bu çok uzun bi yol, hani aradaki bu kopuşu kapatmak çok zaman çok.”

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

47 yaşında. Lise mezunu. İşçi. 1 kardeşi var. Bekar. 9 ay süren bir evlilik yapmış ve boşanmış sonrasında. “9 ay katlanabildik birbirimize” diyor. Annesi ve zihinsel engelli kardeşiyle birlikte yaşıyor. Engelli bir kardeşe sahip olmanın zorluklarını anlatıyor. Hele ki evin kız çocuğu isen bu zorluk katmet katmer oluyor. Çocukluk dönemini hızlıca geçirip engelli kardeşin bakım sorumluluğunu almak zorunda kalmış. 

Salgın zamanı evde kalamayanlardan. Sokağa çıkma yasağı olmadan önce 6 gün de işe gidiyormuş. Salgın sürecini işçilerin gözünden ve yaşadıkları üzerinden anlatması açısından hikâye oldukça dikkat çekici. Salgın dışında da işçi deneyimlerinden ve örgütsüz emeğin sanayideki, sitelerdeki halinden uzun uzun bahsediliyor. 

Güzel anlatılan ve hatırlanan bir çocukluk var hikâyede. 14 yaşında babayı kaybettikten sonra evin geçim sorumluluğu ve diğer işler kendisine kalıyor ve liseden sonra hemen çalışma hayatına başlıyor. Ancak lise dönemlerinde gidilen, gezile yerler ya da oturulan pastaneler de hikâyeye dahil ediliyor – kadınların ve erkeklerin ayrı oturduğu “aile bölümlü” Ulus pastaneleri.. Buna karşın lisedeyken kızlı-erkekli ve üstelik alkolün de olduğu ev toplaşmaları da şimdi içinde bulunulan zamandan şaşkınlıkla anlatılıyor. Ankara Kalesi’nde, Gençlik Parkı’nda alkolün yasaklı olmadığı ve buralarda rahatça sohbet edilen, eğlenilen zamanlar. 

Liseden sonra başlayan çalışma hayatı boyunca epey iş değiştirmiş. Anaannesinin onun adına başvurduğu tezgahtarlık işiyle başlamış. Ancak ramazanda oruç tutmadığı için işte atılmış 1990 yıllarının başında. Sonrasında sekreterlik ve benzeri pek çok iş yapmış, pek çok işyerinde çalışmış. Yaklaşık 20 işyeri değiştirmiş. Şimdi de alaylı muhasebeci, 8 yıldır çalışıyor son işyerinde. Erkek ağırlıklı işyerlerinde, sanayide bir kadın olarak çalışmanın zorluklarını ve deneyimlerini paylaşıyor. Bu iş alanlarında ve bölgelerinde bazı işlerin sabit olarak kadınlarda olduğunu anlatıyor. Senin o işyerindeki pozisyonun ne olursa olsun çay ve temizlik işleri çalışan kadına kalıyor. Özellikle erkek ağırlıklı sanayi bölgelerinde, sitelerde çalışan işçilerin kültürel örüntülerini açıklıkla yansıtması, gözlemlerini ve deneyimlerini paylaşması açısından hikâye oldukça öğretici. Bu işyerlerinde taciz, küfür, hakaret adeta oranın normu haline geldiği için mesele tacizden ya da hakarete uğramaktan çok tacize karşı kendini koruma stratejlerinin zamanla geliştirilmesi ve bunların uygulanma becerisi. Bu nedenle taciz de çalışma koşullarının “ayrılmaz bir parçası” gibi kabul ediliyor. 

Ne romantik ne de elitist bir hikâye içeriği çarpıyor aklımıza, çarpan tek şey hakikat ve gerçek deneyimler. Ve “o kadar basit ki aslında, o kadar basit ki herşey” diyerek de vurgulanıyor hakikatin sadeliği...

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook