“Biraz kendimi erkek Fatma gibi hissederdim. Hayatım boyunca da öyle oldu, feminen bir yapım olmadı zaten.”

“Belki de benim ilk tepkisel duruşumun, bakışımın ana kaynağıdır babam.”

“Çok güzel sohbet eden bir aileydik. Klasiklerin okunduğu, bunun üzerine konuşulduğu, yani bir aradalığı seven bir aileydik.” 

“Annem bana 32 yaşında hamile kalıyor ve bundan çok utanıyor...o dönem için 32 yaş çok geç bir yaş hamile kalmakta.” 

“Saçı kesen bir müdür yardımcısı hatırlıyorum mesela. Hani açık olamaz diye. Şimdi röfleli saçlarla gidebiliyor gençler.”

“Bizim çocukluğumuzda Kızılay’da şorttur, askılı bluzdur giyilmezdi. Bunlar yazlık yerde giyilecek giysilerdi.” 

“Eskiden bizim oturduğumuz yerlerde komşuluk ilişkisinin olmadığı bi yer hatırlamıyorum.” 

“Daha birey odaklı hale geldi toplumun geneli. Eskiden olan paylaşımlar gün geçtikçe azalıyor, kendi çevremizde yaşıyoruz. Bu, sonuçta sadece kendimiz gibi insanlarla bir arada olmamıza neden oluyor.”

“Hep oldu benim hayatımda aşk ama 50’den sonra bu işe son verdim.” 

“Bazen ahkâm kesmek çok kolay, bazen bunu anlatmak, söylemek çok kolay ama birebir yaşanmışlıkla baş etmek güç olabiliyor.” 

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

Ankara doğumlu. 56 yaşında. Bekar ve iki çocuğu var. Hep Ankara’da yaşamış. ‘Tam bir apartman çocuğu’ olarak ifade ediyor kendini. Köy Enstitülü bir babanın çocuğu. Oldukça güzel bir çocukluk hikâyesi dinliyoruz. Anne, tahsilli bir kadın değil ama gelişmeye ve öğrenmeye çok açık bir kadın. Baba bir tür rehber olmuş hayatında. Onun öğrettikleri üzerinden kendi çocuklarını yetiştiriyor. Okul hayatı genel olarak güzel geçmiş. Çocukluğundan bari adil olma, eşit olmaya karşı bir duyarlılık geliştiriyor. Ömrü boyunca da bunun peşinde olduğunu anlıyorum. 60’ların Ankara’sı, yaşam biçimine dair ayrıntılar oldukça dikkat çekici. 

Yokluk yılları, beklenen kuyruklar, Özal dönemi, 12 Eylül var hikâyede. 

Eski Ankara mekanları, pavyonlar, gidilen tavernalar, birahaneler...Hikâye bize Kızılay’ın sokaklarını resmediyor. İlk yürüyen merdivenler, pasajlar...Bu kadar binanın ve dükkanın olmadığı yıllar. Gençlikte gidilmeyen Ulus ve gecekondular, çalışma hayatı ve beraberinde “mücadele yılları” başladıktan sonra sıklıkla gidilen yerler haline geliyor. Hikâye özellikle 2000’li yıllardan sonra bazı Ankara semtlerinin dönüşüm sürecini, bu semtlerin AKP’lileştirilmesini ya da yepyeni AKP semtlerinin inşa edilmesini de içermesi açısından oldukça öğretici. Yani “paranın el değiştirme” sürecini dinliyoruz. Memlekette yaşanan başörtü krizi de esasında oldukça özeleştirel bir yerden dile getiriliyor ve sivil toplum alanının giderek daralması anlatılıyor. Özellikle kadın örgütlenmesi alanındaki deneyimleri, hikâyenin odak noktalarından. Oldukça güçlendirici yanını vurguluyor ve hikâyenin bu kısmı çok keyifli ve coşkulu anlatılıyor. Bu alandaki deneyimlerin hikâye açısından kıymetinin bir başka olduğunu anlıyorum.

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook