“Beni istemeye geldikleri gün öğrendim beni istediklerini...O anda kaynar suyu üstüme döktüler öyle.” 

“Çok fazla hayalim yoktu. Hani bişey görmüyosun. Bizim köyün dört bir kenarı dağdı. Ben dünyayı o zamanlar sadece ordan ibaret zannederdim.” 

“Bilmediğin, tanımadığın bir insan. Hayatı beraber yaşayacaksın. Ama adamı hiç tanımıyorsun, hayatında hiç görmemişsin...Düğün günü geldi, ben korkuyorum, akşamdayım ben. Allah’ım ben ne yapıcam, ne edicem.”

“Hamile olduğumu öğrendiğimde çok kötü hissettim.Hani normalde insanlar mutlu olur ama ben o çocuğu nasıl doğurucam, nasıl çıkacak o ordan, bakabilecek miyim, bakamayacak mıyım..”

“İlk 6-7 yıl Antep’te hiç bişey bilmeden, öğrenmeden yaşadım. Kendi oturduğum sokağı bile bulamazdım bazen...Çarşıyı Antep’e geldikten 4 yıl sonra öğrendim.” 

“Ben istemiyordum ikinci çocuğu. İlla bi tane daha olsun, tek taş duvar olmaz, olmaz böyle..işte baskılar baskılar üstüne...15 yıl sonra tekrar hamile kaldım.” 

“Ben ilk defa hayatı işe girdikten sonra görmeye başladım, sana öğretiyolar yani orda.” 

“15 yıl çalışmama rağmen bir gün bile sigortam yok, sigortasız çalıştım her yerde.” 

“15 yıl önce mesela ben daha rahat giyiniyodum, sokağa daha rahat çıkıyodum...Ama şimdi ben korkuyorum öyle giyinmeye.” 

“Bi şekilde bi yerden kısıyo seni...Yani dayak atmıyosa para vermiyo, parayı veriyosa dışarı bırakmıyo, dışarı bırakıyosa..diyo ki düzgün giyineceksin. Bi şekilde seni bi yerden mahrum bırakıyo.” 

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

41 yaşında, ilkokul mezunu. 4 kardeşler. 2 çocuğu var. Lokantalarda, trikotajda ve temizlik işlerinde güvencesiz çalışmış, şimdi ev kadını. Babası çiftçilik yapıyor, kendisi de çocukken çobanlık yapmış köyünün dağlarında. Antep’in Alevi/Çepni köylerinden birinde doğmuş. Alevilik kimliğini çocukluğunda baskın bir biçimde yaşamamış. Dahası, Alevi olduğunu evlenip Antep merkeze geldikten sonra komşularından öğrenmiş. Çocukken dünyayı yaşadığı köyden ibaret sanıyor, oldukça küçük bir köy: en fazla 25-26 hanelik bir yer.  Annesinin de babasının da zamanında çok despot olduğunu söylüyor ki annesi hala despot birisiymiş ancak babası çok değişmiş yaşlandıkça. Önceden kız-erkek ayrımı yaparken şimdilerde ayrım yapmıyormuş, hatta kızları daha çok önemsiyormuş. 

 

16 yaşındayken kendinden 10 yaş büyük biriyle evlendiriliyor. Onun deyişiyle “neyse ki adam iyi çıkmış”. 17 yaşında anne olmuş. Düğününün olduğu gün o akşamın korkusunu yaşamış ve sonrasında yaşadıkları, kadınların “ilk gece” olarak bilinen anın kadınların üzerinde oluşturduğu baskıyı anlamak açısından çok şey anlatıyor. Hele ki bunu çocukken ve tanımadığı biriyle yaşamanın ağırlığı daha fazla elbette... İlk çocuğunun doğumunda ve ilk aylarda çocuk bakımında oldukça sıkıntı yaşıyor. İkinci çocuğunu 15 yıl aradan sonra artık çevrenin, komşuların ve akrabaların baskısına dayanamayıp doğuruyor, kendi sözleriyle “belki de asıl anne olması gereken yaşlarda”.. Çocukken anne olmanın zorluğunu çok yaşamış. Hayatı ilk defa işe girdikten sonra gördüğünü söylüyor. Ondan önce hayatı bilmiyormuş, bir tür “çocukluk” dönemi olarak yaşamış işten önceki süreci. Ancak sürekli olan bir iş deneyimi yaşamamış, fıstık zamanı işten çıkıp köye çalışmaya gidiyor. Bu nedenle çok fazla iş değiştirmek durumunda kalıyor:“15 yıl çalışmama rağmen bir gün bile sigortam yok, sigortasız çalıştım her yerde.” 

 

Hikâyenin politikleşme bölümü oldukça bilindik ancak aynı zamanda dikkat çekici. Yıllarıdır evde duran “kocanın kiapları” bir anda merakını kovalayabileceği kaynaklar haline geliyor. Okudukça ve deneyim yaşadıkça öğrenen, sosyalleşen ve politikleşen bir hikayeyi dinliyoruz. 

 

“Türkü söylemeyi çok severdim, hayalim hep türkü söylemekti” diyor ve hikâyenin sonunda bizlerle bir türküyü de paylaşıyor..

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook