“Ben 8 yaşındaydım, kardeşim 6 yaşındaydı. Biz bir sonbahar günü hüzünlü bir şekilde evimizden ayrılıp Antep Körler Okulu’na geldik, yatılıydı orası.” 

“Bizim aile 8 çocuklu bir aile ve 4 gören, 4 görmeyen olarak yaşıyoruz.” 

“Benim babam despot bir insandı. Kadına şiddeti birebir yaşadık yani çocukluğumuzdan itibaren.” 

“Üstten dayağını yer, alttan ‘korkma korkma’ diye bağrına basan bir kadındı annem.” 

“Kimin nesine..bi kör bişey istemiş ki onun isteği yerine getirilsin.”

“Benim hayatım öyle bir hayat ki ben hayatımı anlattığım zaman yaşadıklarıma kendim bile inanamıyorum bazen.”  

“Aşık olmadım hiç, aşık olmaya hiç zamanım olmadı.” 

“Babamı yendim, körlüğümü yendim, etrafımdaki kötü insanlarla savaştım, onları yendim. Bir sürü şeyi yenerek ailenin en tepesinde oldum ben. Benden sonra yeğenlerim beni örnek aldılar.” 

“Hep bana zor düşmüştür. Doğdum, zor düştü bana. Hala zorla uğraşıyorum. Yaşamımda hep zorlar düştü bana.” 

“Kadın olarak çocuk yetiştirmek zor, engelli olarak çocuk yetiştirmek farklı zor ama engelli bir kadın olarak çocuk yetiştirmek daha bi zor.” 

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

1958 Malatya doğumlu. Doğuştan görme engelli. 8 kardeşler. 4’ü görme engelli akraba evliliğinden dolayı. Çiftçilik yapan bir ailenin çocuğu. Emekli avukat. Hiç evlenmemiş. 2 kız çocuğu evlat edinmiş. Torunlarıyla ilgileniyor bu aralar. 

 

Çocukluğu ve sonrası aslında hep görme engelli olmanın engellerini aşmaya çabalamakla geçiyor. Her yaşadığı yeni durumda görme engelli olmanın kendisini aşmaya çabalasa da önüne konulan engeller oldukça sert. 

 

8 yaşındayken Malatya’daki köyünden Antep Körler Okulu’na gönderiliyor bir sonbahar günü. Yatılı olan bu okuldaki anılarını anlatıyor aynı anda hem güzel hem de kötü anarak. Okulda yaşadığı zorluklar ve bir o kadar da güzel deneyimler hayatı açısından dönüştürücü oluyor. Çocukluğundan itibaren isyankâr özelliğini vurguluyor ve engelleri bu özelliğiyle aştığını da ekliyor. Ezcümle; görülmeyen ve yoksayılan bir hayattan başını çıkarıyor. Köydeyken ‘bu avıkat gibi, her şeyi bili’ denilen bir çocukluktan ve ardından pek çok engelden sıyrılarak avukat oluyor gerçekten de. İlk isyanı, toprakla birlikte 4 görme engelli kardeşi diğer görme engelli olmayan kardeşlere paylaştıran babasına oluyor ve sonrasında bu isyan hep devam ediyor ya da etmek zorunda oluyor. 

 

Körler Okulu’ndan sonra liseye devam etme mücadelesi başlıyor ve bunun yanında görme engelliler için olan bir daktilo sahibi olma mücadelesi.. Bir yandan 12 Eylü öncesi dersleri boykot eylemleri. Pek çok zorlukla mücadele ederek liseden mezun oluyor ve Ankara Hukuk Fakültesini kazanıyor. “Bu avıkat gibi”den gerçekten avukat olmaya giden bir yolu yürümeye başlıyor ancak yine zorluklar peşini bırakmıyor. Hani kadınların zaten bu hayatta, bu ülkede okurken, çalışırken yaşadığı zorlukları uzaktan ya da yakından biliyoruz az ya da çok. Ancak engelli bir kadının karşılaştığı zorluklar gerçekten çoğu zaman pes ettirebilecek nitelikte. Politikleşmek, örgütlü olmak engelli bir kadın için neredeyse imkansız hale getiriliyor. Hele ki 1980’lerde gözleri görmeyen bir kadının örgütlü olması demek esasında can güvenliğinin tamamen elinden gitmesi anlamına geliyor. Öğrenci yurdunda ya da üniversitede her an ne ile karşılaşacağını bilemeyeceğin ve kendini daha az güvende hissedeceğin zamanların içinde bulmak kendini..

 

Görme engelli bir kadın olarak hem de engellileri yok sayan toplumsal yaşamın yapısal engelleriyle hem de bir kadın olarak kültürel ve toplumsal alanın diğer tüm engelleriyle karşı karşıya kalarak ve bunları aşmaya çalışarak geçirilen bir yaşamın anlatısını dinliyoruz. Bu nedenle aşka ve aşkı düşünmeye de zaman kalmamış bu yaşamın herhangi bir döneminde. Aşkın akıldan geçemeyeceği kadar zor ve “engelli” bir yaşam. Bunca engele rağmen pes denilmeyen, isyan edilen, meydan okunan bir hikâye...

 

Engeller, üniversiteden mezun olup avukat olduktan sonra da bitmiyor. Avukatlık diploması olmasına rağmen mesleği yaptırılmıyor ve sekreterya işleri veriliyor. Bunun için de uzun süre mücadele ettikten sonra avukatlık yapabiliyor ve ancak mezun olduktan 7 sene sonra avukatlık mesleğini yapabiliyor. 

 

Sonrasında, yine görme engelli olan kızkardeşi ile birlikte 2 kız çocuğu evlat ediniyorlar. Ve bunun kendisi yeniden bir baskı aracına dönüştürülüyor çalıştığı işyerinde. 

 

Anlatıda kent olarak Antep ve Maraş’a yönelik görüşler, kentlerin dönüşüm hikâyeleri de var. Göçün, göç edenler ve göç edilen yer üzerindeki yansımaları oldukça detaylı anlatılıyor. 

 

Görüşmenin sonunda bir de çocukluk hayali olan şeyi bizimle paylaşıyor, sazı eşliğinde türküsünü söylüyor ve “ben görmesem de dünya güzel olsun” diyor.

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook