“Annem dedi ki ‘acık hamur yoğur, akşama çocukların yiyecekleri bişey yok, ekmek yap’ dedi. O kadar küçüğüm ki...”

“Köyde bura gibi geçim zor değildi...biz tekrar köye taşınmak zorunda kaldık.” 

“Okulumuz köy okuluydu. Odunumuzu beraber götürürdük okula. Teneke sobalarımız vardı. İki tane odunumuzu çantamızın arkasına takardık, okula götürürdük.” 

“Annem yiğit bi insan. Annem köyün yiğit kadını. Biz annemin o yiğitliğiyle büyüdük yani..benim babam pek bişey beceremezdi.” 

“Benden iki küçük evlenince ben evde kalmış oluyordum o zamanlar.” 

“Benim eşimin eşi vefat etmişti. İki çocuğu vardı. Ben gelin geldim işte.” 

“İstemeye geldiklerinde dayımın eşi dedi ki ‘bizim bu zamanda evde galmış, yaşı geçmiş derler, bu yıl seni iki çocuk babası ister, seneye dört çocuk babası gelir.’ dedi.”

“Eşim çok iyiydi...‘Ben seni eşim olarak değil, çocuklarımın annesi olarak götürüyorum. Sen benim çocuklarımın annesi olacaksın’ dedi. Halen de öyleyim, çok şükür.”

“Antep’te insanlar Suriyelileri sevmiyor tabii ki ama evlerini, dükkanlarını kiraya veriyolar, işinde çalıştırıyolar.” 

“İyiydi Antep, gerçekten iyiydi. Bu Suriyeliler gelene kadar çok iyiydi.” 

“Benim kızlar çok açık gezemiyor artık, askılıyla ya da be bilim..eskisi kadar açık gezmiyo kızlar. Çünkü çoğunluk kapandı Antep’te.” 

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

1968 Maraş doğumlu. Bir çiftçi ailesinin çocuğu. 8 kardeşler. 2 çocuk eşinin önceki evliliğinden, 3 çocuk da sonradan kendinden olmak üzere 5 çocuğa annelik yapmış. “Annemin en büyüğü benim” diyor. Kendinden bir küçük hariç diğer kardeşlerinin hepsini de kendi büyütmüş. Yani ömrünün büyük kısmını çocuk bakımıyla geçirmiş bir kadının hikâyesi. 24 yaşında evleniyor. Yine çocukluğunu yaşayamadan büyüyen bir kadının hikâyesini dinliyoruz. Kardeşlerine annelik yaptığı için çabucak büyümüş. Yoklukla geçen bir çocukluk ve gençlik anlatısı..

 

İlkokulun ilk dört yılını Antep’te okumuş ve sonra yeniden köye taşınmışlar. Çocukluğu tarlada bağda çalışarak ve kardeşlerine bakarak geçiyor. Kendinden iki küçük kardeş evlenince “bu evde kaldı” denerek görücü usulü evlendiriliyor. Evlendiği adamın ölen eşinden 2 çocuğu var. Bu nedenle 2 çocuklu bir eve gidiyor evlenince ve çok zorluk yaşadığını söylüyor. “Evde kalmış” olarak kabul edildiği için aslında bir yandan mecburen böyle bir evlilik yapıyor ama kendi deyişiyle “neyse ki iyi çıkıyor adam”. Yine emektar ama bir o kadar da yaşadığı zorlukları anlatısında “unuttukları” arasına koyan bir kadının hikâyesi kulaklarımda. Bu nedenle oldukça kısa, öz ve detaysız. Hikâyesinin anlatmadığı pek çok kısmı sanki “unutulmak” istenenler arasında kalmış gibi. Elbette ısrar etmiyorum anlatması/hatırlaması için ve daha çok “çok şükür” dediklerine kulak veriyorum. “Öksüzleri büyütüp yuva sahibi etmeye” verdiği emeğin belki de haklı gururunu ifade ediyor ve varlığını daha anlamlı kılıyor gibi bu emek. Anneliğin öyle doğuştan kadınlara “bahşedilen” bir özellik olmadığını bu deneyimin kendisinden bir kez daha öğreniyoruz..

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook