WEB_ZEMIN_fıltre_ORJ_.jpg

“Sürekli bir mücadele ile kazandıklarını her gün, her saat devam etmek zorunda olduğuna ve kimi zaman bunu pamuk ipliğine bağlı olduğuna tanık oldum”

“Sokaklar bizimdir”

“Bir tür şey kazandım artık onun farkındayım, bir tür ne denir, bir tür aura böyle bir koruma çemberi gibi bir şey.”

“..ama bizim istediğimiz ortamı nasıl kullanabileceğimize ilişkin düşünceyi diri tutmayı önemseyerek ama bu koşullarda olmayacağını da bilerek bir yanıyla, ama buna rağmen, bununla birlikte, buna ilişkin düşünmeye yazmaya çizmeye devam etmek.”

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

1972 İstanbul doğumlu Mimar. Doktoralı. İhraç akademisyen. 

Anne 16 yaşında evleniyor, babayla aralarında 40 yaş var. Üç çocuğun en büyüğü ama kardeşler arası bir-iki yıl var. Muhafazakâr bir aile. Evdeki sorun ve sıkıntılardan kendini korumak için çok okuyan ve okulda başarılı olan bir çocuk olmayı seçiyor.

Çok akıcı ve düzenli konuştuğu için akıcı ve rahat bir görüşme oldu. Akademisyen bir mimar ve koruma ve restorasyon alanında çalıştığı için aslında kültürel ve endüstriyel miras üzerinden kent üzerine de düşünen tartışan biri.

Kendi hayatını ve hayata karşı duruşunu değerlendirirken;

“Ben hep oldum olası böyle yaşadığı şeylere karşı bir tür kabuk geliştiren ve de bu kabuk bağlamında çözüm üreten zayıf olmayan hep güçlü olmak zorunda kendini hisseden, bir tür çözüm yolu bularak yola devam etmek isteyen biri oldum. Hala da öyleyim galiba”

Ve şimdi bugün geldiği noktada hayattan beklentileri ve gelecek için düşündüklerini anlatırken,

“Yani hep hayal ettiğim böyle gerçekten yanında çıplak kalabileceğim, her şeyi konuşabileceğim bana gerçekten destek olacak, kendisini ezdiğimi ya da onun üstünde olduğumu düşünmeyecek eşitlikçi bir ilişki kurabilecek, bütün toplumsal erkekliklerden sıyrılmış bir adam hayatımda hiç olmayacakmış hissine kapılıyorum ve buna çok üzülüyorum”

Mimarlık da oldukça eril bir alan güçlü bir meslek olarak bu durumu şöyle değerlendiriyor;

“Sürekli bir mücadele ile kazandıklarını her gün her saat devam etmek zorunda olduğuna ve kimi zaman bunu pamuk ipliğine bağlı olduğuna tanık oldum. Dolayısıyla hani ülkenin neresi olursa olsun dünyanın neresi olursa olsun bu sürekli yapılması gereken mücadele. Her ne kadar ben şu an 50 yaşına gelmiş diyeyim artık, ne istediğini bilen, mesleğini nasıl icra etmesi gerektiğini kavramış, güçlenmiş, kendisini ezmeye çalışanı iyi kötü görebilen, bunu yükse sesle söyleyebilen, bütün manipülasyonlara karşı söyleyebilen bir kadın olarak, hala bunu her koşulda yapmam gerekiyor.  Bir tür şey kazandım artık onun farkındayım, bir tür ne denir, bir tür aura böyle bir koruma çemberi gibi bir şey. Hani adın çıkıyor; toplumda öyledir o, eli maşalıdır, dillidir, bilmem delidir falan filan gibi.  Değerli bulduğum erkek meslektaşlarım dışındaki her yerde tekrar tekrar yaşamak zorunda olduğumu görüyorum bir tür orada bir hegemonya kendim de kurmak zorundayım ki sözümü dinletebileyim. Üretim alanında da öyle. Hele de eğer sözüm kuvvetli ise daha büyük bir aksiyon da alıyorum, bu da açık”

“En büyük hayalim belki yine toplumsal alana gelecek, belki çok düz ve sıradan olacak, kızımınki kadar renkli olmayacak ama bizim istediğimiz ortamı nasıl kullanabileceğimize ilişkin düşünceyi diri tutmayı önemseyerek ama bu koşullarda olmayacağını da bilerek bir yanıyla, ama buna rağmen, bununla birlikte, buna ilişkin düşünmeye yazmaya çizmeye devam etmek. Yani her ne kadar düşsek de moralimiz bozulsa da gecelere kadar harap olsak da işte dost meclisleri ile dirile dirile bir tür bunu hayal etmeye devam etmek. Yani en büyük hayal kırıklığı kendimde belki, artık bunu hayal etmemek. Bu yaşama sevincini bitmiş olması anlamına geliyor, ölmek gibi bir şey yani bütün her şeye rağmen bu şekilde yaşıyoruz ya, bir gün hala, bir şey, heyecanlanıyorum seviniyoruz, dönüştürmeye çalışıyoruz ,yapmaya çalışıyoruz, hayal kuruyoruz, hâlbuki beş bin defa kafamızı vurmuşuz.”

Görüşme Tül Akbal Süalp tarafından, 22.04.2020 tarihinde yapılmıştır.

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook