WEB_ZEMIN_fıltre_ORJ_.jpg

“Bizler böyle 17, 18 yaşında hiçbir şey bilmeden kendimizi setlere atıp çırpınan çocuklardık aslında.”

“Çok öfkeli ve yenik bir duygu bıraktı çünkü sanki biraz aslında akademiye sığmış gibiydim de.”

“Sezen Aksu’culuk oynayıp, Sezen Aksu şarkılarıyla yarışma yapardık.”

“Bir çeşit aslında kafa karışıklığıydı 80lerde Ankara’da sokakta bir çocuk olmak. Neyin güvenli neyin tehlikeli olduğunu bilememek hem bir kaygı hem de bir heyecan vesilesiydi; maceralı bir duyguydu.”

“Çok ateist ve çok seküler çok rasyonel bilginin eğitimin her şeyin başında olduğu bir aile bir yanda öbür tarafta Hızır’ın Azrail’in girip çıktığı çalgılı çengili sözlü bir ev…”

“Ben ne kadar o, 80lerin karmaşık, çatışmalı, çelişkili ama zengin, renkli ama tuhaf ortamında büyüdüysem o, kadar 90ların kapalı, karanlık, yoksul ortamında büyüdü.”

“Los Angeles bir David Lynch filmine hapsolmak gibi bir şeydi.”

“Sokak her zaman güvenli hissettiriyordu bana hala da öyle hissettiriyor ama artık o duygu kayboldu çünkü sokak artık beni yenik hissettiriyor çok eksildi her şey ve o eksikliği görmek çok kalbimi kırıyor.”

“Sokağın kendisi bir travma mekanına dönüştü.”

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Görüşme Notu

1979 yılında Ankara’da dünyaya geliyor. Meslek sahibi kendi değimiyle Özal zengini bir ailenin uzun yıllar tek çocuğu olarak büyüyor. “Bir yandan aşırı serbestim gece yarılarına kadar sokakta oynuyorum bir yandan televizyonda fuhuş üzerine filmler izlemek öte yandan herkesin çok tehlikeli olabileceği uyarıları kafa karıştırıcı. 80lerin dekandan popüler kültürü yeni ani zenginlik ve bir yandan hala devam eden mahalle kültürü ve herkesin çok tehlikeli olabileceği uyarıları”

10 yaşına geldiğinde bir kardeşi dünyaya geliyor ve okumak için İstanbul’a gidene kadar kardeşine annelik ediyor. “Ankara’yla hep çatışmalı bir ilişkim oldu, olmadı değil ama daha çok okuduğum okulla ilgiliydi bu 90’lar Ankara’sı çok kolay bir yer değildi” diyor. Hayali hep İstanbul’a üniversiteye gitmek ve sol entelektüel bir dünya kurmak ve parçası olmak.

“Yazmak hep hayatımdaydı hep günlük tutan bir çocuk olmuştum mesela, hep kendi kendime tiyatro oyunları falan zaten Türkiye’de her ergen gibi şiir falan yazmayı hep sevmiştim her zaman çantamda defterimle kalemimle dolaşan bir genç olmuştum.” 

Ama İstanbul üniversite ve çalışma deneyimleri sektör ve daha sonra akademi süreçlerinde de her şey hayallerdeki gibi gitmiyor. “Cesur cüretkâr bir kız çocuğuydum ama nereye girsem, kendimi tuhaf bir şekilde mahcup, suçlu ve mağdur bir şekilde ayrılmak, yerini bulamamak… bunlarla biraz akademiye sığınmış olduğumu da fark ettim.” 

Ve tekrar bir hayat çıkarıyor ve kuruyor “Çocuk doğurmak istiyordum, bir adamı seviyordum, onunla hayat kurmak istiyordum.”

Çok özel bir anlatıcı zaten üzerine çalıştığı alan da bu. 

Gezi ve ardından gelen süreci özellikle çok çarpıcı anlatıyor. Sokakların hayatımızda bir travma mekanına dönüşüşünü. 

Bütün kırgınlıklara öfkelere rağmen “gelecek elbette gelecek”, umutluyum diye bitiriyor konuşmasını.

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook