WEB_ZEMIN_fıltre_ORJ_.jpg

“Travmayla utanç arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışıyorum”

“Hep o bedenim üzerinden yani bedenimle çok oynadılar ve benim rızam olmadan oynadılar ve bu da yaşadığım şiddetin bir parçası… çok utanç vericiydi.”

“Yaşarken o kenti kaybetmenin hayal kırıklığı…… O kentsel dönüşüm dediğim şey aslında o kentin çöküşü”

“Bir sabah evden çıkıyorsun akşam döndüğünde: A! evimi yıkmaya karar vermişler!”

 “Zihnin… çok lineer bir şey hiç çıkmıyor, her şey birbiriyle bir puzzle gibi.” 

“Ben orayı evim sandım ama evime geri dönemiyorum evime geri dönmem için 4, 5 bin lira verip bir vize almam lazım evraklar sınırlar aslında o anlamda ev dediğin yer de…”

“Hayalim kendimi bütün hissetmek… bütün parçaları birleştirip rahatlamak.”

“Daha böyle nazik ve hayata renk veren… ara şeyleri hissedebilmek istiyorum… katastroflar, felaketler, ütopyalar değil, daha sıradan şeyleri hissedebilmek istiyorum.”

“Toplumsal olarak da o kadar büyük travmalar yaşanıyor ki, kişisel ve toplumsal travmalar insan kendi yaşadığı şeye bu kadar takılıyor olmaya da utanıyor.”

Ses Kaydı

00:00 / 01:04

Deşifre

Fotoğraflar

Bilişsel Harita

Görüşme Notu

1979 İstanbul doğumlu. Şişli’de babasının doğduğu evde dünyaya geliyor. Çocukluğu 10, 11 yaşlarına kadar burada geçiyor. Sonrasında kendi değimiyle anne ile babanın 80’lerdeki kapital değişimleri ile sürekli sınıf atlayarak ve daha lüks semtlere taşınıyorlar.

Sınıfla karşılaşmasını ve tanışmasını kendi ailesinin “para ile birini istediği yerde yatırdığı, istediği şeyi yedirdiği, istediği işi yaptırdığı bir şey” olarak görüyor “. Öfkelendiren şey bu, gözümün önünde başka biri, başka bir şehirde, başka şartlarda doğduğu için çocuk yaşta nasıl çalıştırılır ve ezilir bunun şahitliğini yaşamak buna o sırada ağzımı açamamak.”, diyor. Kardeşine bakması için eve gelen kendinden birkaç yaş büyük birinin kardeşinin odasında onun “yatağının altından bir yatak çıkıyordu ve orada yatıyordu. Hem … uzantısı gibi hem de sınıfsal olarak aşağıdakiler yukarıdakiler gibi en kalp kırıcı şeylerden bir tanesi buydu.”

“Ve aslında orada çok, (babaannenesin evi) onun hafızasıyla benim hafızam, çok, babaannemle bir şekilde hikayeler objeler bir sürü şey aile içinde kendimi en yakın hissettiğim insan babaannem” diye anlattığı babaannesi, hayatındaki en önemli figürlerden biri. “Benim evsiz kalmamla babaannemin evinin yıkılması çok aynı anda yaşandı ve onu böyle ondan sonra da bir sürü şeyi başka türlü görmeye anlamaya başladım belki, bilmiyorum.”, diyor.

Evler kentler mekanlar hayatlar ve objeler üzerinden şaşırtıcı analitik bir ilişki kurarken kişiselle toplumsalın bağını ve tarihini de birlikte aktarabilme yeteneği gösteriyor ki çok etkileyici ve zihin açıcı.

“Kendi kendime hayatımı anlamlandırmaya çalıştığımda dönüp dolaşıp o eve gidiyorum…. Hayatımdaki tek sabit şey o ev belki.”, derken kişisel tarihinin kor mekanına anlamlar bağlanıyor. Ama aynı zamanda İstanbul kentsel dönüşüm ve son 20, 30 yıllık tarihimiz de bağlanıyor. “Zaten hep kaybettiğim bir şeyin içine doğduğumu düşündüm, kentin içine diyeyim…”

Ben de dinlerken “Kişisel olan politiktir” diye tekrarlıyorum içimden.

Küçük ve sıradan şeyleri hissedebilmenin peşinde olduğunu söylerken sıkışmışlığımızı da çok iyi tarif ettiğini düşünüyorum.

“Hep alıp başımı gitmek istedim ama bir destinasyonum yok… onun hafifliğini istiyorum alıp başını gitmenin…” diye bitiriyoruz.

  • YouTube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook